Sorun Çerçeve mi Yoksa Yönetici mi?

Türkiye’nin bir “Aydınlanma Çağı”na ihtiyacı olduğu söylenemez. Ancak Türkiye’nin bir şeye ihtiyacı olduğu da kesindir.

Çok önemli sorunlarımız çözümsüz olarak ve “Kriz konuları” halinde kuşaktan kuşağa aktarılıyor.


Bu sorunların neler olduğunu hepimiz biliyoruz.

Fakat bunları tartışırken asıl nedenleri ele almak ve gerçekleri düşündüğümüz gibi aktarmak yerine, bazen karşıt görüşleri öfkelendirmemek için çocukça ifadelerle, bazen de “Devlet”in ve “Rejim”in yasaklarını aşmak için aldatmaca söylemlerle, bu sorunların özüne girmek yerine çevrelerinde dolaşıyoruz.

Buna onlarca örnek vermek mümkün. İşi yerelden genele ele alacak olursak bin bir çeşit sorunla karşılaşacağımıza emin olun

Hemen bir örnekle olaya giriş yapmak istiyorum belediyeler yerel yönetimin ana lokomotifi konumunda ancak ülkemizdeki belediyeler hizmet aşkını her halükarda ortaya koyarken diğer bir tarafta yapılan işlerin detayına baktığımızda bakın nasıl durumlarla karşılaşıyoruz.

Seçim dönemlerinde yapılan kampanyalar belli patronlar tarafından finanse ediliyor. Bu patronlar belediye başkanı olacak olan kişiye verdiği bu desteği belediye başkanının alacağı maaşına ortak olacak düşüncesiyle yapmıyor. Yâda bu patronlarımızın harcadığı paralar taksit taksit geri ödenecek düşüncesi ile de verilmiyor. Yapılan parasal yardım yol yapımında veya bir okul yapımında da kullanılmıyor başkana verilen bu destek yönetime geldiği andan itibaren kendisine ayrılacak olan işlerin ve rant mantığının kilit konumunu oluşturuyor.

Yönetim göreve geldiğinde patronlarda kapıda dizilir sayın başkan hayırlı olsun bak kazandınız. Biz biliyorduk kazanacağınızı biz üstümüze düşeni yaptık. Şimdi sıra sizde denildiğinde işte işin aslı ve astarı bu noktadan sonra ortaya çıkıyor.

Yeni yönetime gelen belediye başkanı ne yapsın haliyle onu o koltuğa halk değil belirli bir zümre oturttuğu için şimdi sıra bu zümreye zümrüt dağıtmaya geldi. Mekanizma işlemeye başlıyor. Ana kumanda’da Sayın başkan ve havarileri diğer bir tarafta yapılacak olan alt yapı üst yapı ihale arazi temini işleriyle uğraşan ekip görev başında olunca gözünüz arkada kalmasın. Bu büyük işlerin alımını işte bu sevgili patron ağabeylerimize vermeye başlayınca halk unutulur gerçekler yutulur. O koltuğun; halkını kılıfına göre tokatlama koltuğu olduğunu biliriz.

Buna bir başka örnek verecek olursak örneğin soğuk Savaş sona erdikten sonra gelişmiş ülkeler ordularındaki asker sayılarını indirdiler. Çünkü konvansiyonel (babadan görme alışıla gelmiş yöntem) savaşlar yerine asimetrik tehditlere hazırlıklı askeri yapılanmanın zamanı gelmişti.

Mesela dünyanın en güçlü askeri yapılarından birine sahip olan İngiltere’nin ordusunun personel sayısı 100 binin altında…

Buna karşı Türkiye’de bu tür konular yurt ve dünya gerçeklerine paralel biçimde tartışılmıyor. Bir “Bedelli Askerlik” söz konusu olduğunda ya Milli Savunma Bakanı ya da Genelkurmay Başkanı hemen şu içerikli açıklamalar yapıyorlar:

– Asker ihtiyacımız tam olarak karşılanamıyor. Güneydoğu’daki bölücü teröre karşı mücadele devam ederken bedelli askerliğin tartışılması mümkün değildir!

Oysa aynı mücadele devam ederken 1999 depremi sonrasında Bedelli Askerlik uygulaması yapılmıştı. Sağlanan gelir de depremin yaralarını sarmak için kullanılmıştı.

Şimdi çerçeveyi istediğiniz yere koyun aynı şeyleri görürsünüz ülkemizdeki yönetimler bu çerçevede dolanıp dururken medyanın özgürce kendini ifade edecek bir yolu olur mu sizce?

Yâda biz yazan aktaran insanlar kendimizi ne kadar net ifade edebilme imkânı yakalayabiliriz.

Hepinizin bildiği gibi Özal’ın açtığı yola onun erken ölümü üzerine giren Demirel ise 28 Şubat postmodern darbesinde bir general gibi davranmamış mıdır? Veya daha sonraki Ahmet Necdet Sezer’in temel güdüsü, seçilmiş iktidarlara karşı atanmışların ağırlığını koymak olmamış mıdır?
Sezer sade Tayyib Erdoğan’a değil, Bülent Ecevit’e de destek vermemiştir.
Sezer’in Ecevit’e Anayasa kitapçığı fırlatması üzerine Ecevit’in yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın
Nankör kedi” diye bağırmasını, İbrahim Tatlıses’in aynı isimli şarkısını her dinlediğinizde hatırlamaz mısınız?
Bugünkü Cumhurbaşkanı Gül’e karşı Cumhuriyet Muhafızları ne tür sevgi dolu duygularla yaklaşıyor dersiniz?

Artık İstanbul bir ülke gibi büyümeye devam ederken yerel seçimlerde neredeyse çete savaşına dönen seçimler sizce nedendir? Halka hizmet aşkıyla yandığını söyleyenler sizce rant aşkıyla bunu yapmıyorlar mı?

İstanbul’un hangi ilçesine bakarsanız bakın karşınıza çıkan tablo aynı yani mumla dürüst başkan arar olduk. Bu memlekette. Sizce böyle biri var mı? Ben 14 yıldır gazetecilik yapıyor galiba denk gelemedim siz denk geldiyseniz lütfen bana da haber verin. İşte benim asıl size anlatmak istediğim bu çerçeve bize uydurulmuş biz çerçevenin içinden dönüp duruyoruz. İşte bu noktada gururla söylenecek en güzel söz ülkemizdeki dürüstlük çerçeveye sığacak durumda çerçevenin dışını gören var mı aramızda? Yoksa eğer, bu çerçeve hep böyle kalacak…

Salih SÜTLAN

Sitede yayınlanan köşe yazıları ,yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.

CEVAP VER

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.